2 Haziran 2016 Perşembe

Ateizm ile İlgili Problem

                                                



Uzunca bir süredir devam eden din ve tanrı eleştirileri dünya genelinde hızla yayılarak oldukça sert dalgalara neden oluyor. Bilindiği gibi yeryüzünde yaşayan insanların ezici bir çoğunluğu hayali bir tanrı kavramına inanıyor ve bu durum, doğal olarak pek çok seküler insanın ve aydının tepkisine neden oluyor. Dahası ihtiraslı bir şekilde sürdürülen bu eleştiriler, haklı ya da haksız bir şekilde inançlı kesim tarafından ya saldırganca karşılanıyor ya da rencide edici olarak değerlendiriliyor. Ancak bu karşılıkların daha çok dindar demagoglardan gelmesi işlerimizi daha da zorlaştırıyor. Çünkü dinci demagogların ağzından çıkacak olan her bir kelimeye, hiçbir şüphe dahi duymadan sarılan insanların sayısı bir hayli fazla ve bu çoğunluk, ılımlı dindarların varlığıyla daha da perçinleniyor. Bahsettiğim tüm bu izdüşümüne, bir de ılımlı dindarların eklenmesi ve bu ılımlılık fikrinin köktenciliğe yataklık ediyor olması, dini köktencilikle ilgili söylenmesi gereken önemli ve acı şeyleri ifade etme konusunda kendimizi çok güçsüz hissetmemize neden oluyor. Çünkü bu bir tabu: “İnanca saygı duymak zorundasın.”

Tanrının varlığına dair gösterilen argümanların avallığına, kanıt yetersizliğine ve gerçekçilikten yoksunluğuna bağlı olarak, dinlerin üzerindeki perdeyi kaldırmak isteyen kişilerin kendilerini "ateist" olarak tanımlaması, genel anlamda uygun bir karşılık gibi görünüyor. Bu duruş, ateistler tarafından övünç dolu bir şekilde benimsenmiş durumda. Ancak, ben bu yazıda bu tanımlamanın bazı durumlarda hatalı olduğunu ve bunun doğurduğu olumsuz sonuçları göstermek istiyorum.

"Ateist" kelimesi ile ilgili endişem hem felsefi hem stratejik. Ateist dostlarım bana bu konuda katılmayabilirler, fakat kendimi asla bir ateist olarak düşünmedim. Bir inançsız olarak başından beri bu tanımlamayla ilgili yaşadığım problem, yalnızca semantik kaygılarımdan dolayı değil; aynı zamanda gerçekliğe ilişkin beyanatımızla alakalı. Bir konuşma yaparken ya da bir yazı yazarken bu tanımlamayı kullanma konusunda gönülsüz oluşumun birkaç nedeni var. Bu kelimeyi kullanıyorum, çünkü belli bir tartışmada ya da alelade bir sohbet sırasında karşı tarafa seküler duruşumu ve akılcı pozisyonumu çok hızlı bir şekilde ifade edebiliyorum. Politik anlamda da bu kelimenin çarpıcı bir etkisi var. Fakat diğer yandan "ateist" kelimesi, tıpkı astrolojiyi reddeden birinin bu durumunu tanımlamak için gerek duymayacağı bir kelime gibi. Biz basitçe bu kişiye "astrolog olmayan" demiyoruz. Her sabah uyandığımızda kendimizi "Ben astrolog olmayan kişiyim." şeklinde tanımlamıyoruz. Ya da günümüzde kendimizi artık "ırkçı olmayan" şeklinde tanımlamıyoruz. Bana kalırsa artık tüm ihtiyacımız olan kelimeler; "akıl" , "kanıt" ve "sağduyu" ya da astrologlara haddini bildirmek için kullanacağımız "saçmalık" gibi kelimeler.

Bana öyle görünüyor ki, onayladığımız bu "ateist" etiketinin bizi belli gruplardan ya da ayak takımından bir şekilde ayırdığı fikrine sahibiz. Özel kokteyl geceleri ya da tanışma partileri düzenleyip, ateistler olarak marjinal ilgilerimizi marjinal gruplar olarak paylaşmaya eğilimliyiz. Ne de olsa bu bizi tanrıya inanan dindar kişilerden ve benzeri ayak takımından daha ayrıcalıklı hissettiriyor. Tabi ki bu özel kutlamaların, ritüellerin önemsiz olduğunu söylemiyorum. Bunların önemsiz olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Benim bahsettiğim şey; bir strateji olarak belirlediğimiz bu felsefi ayrışmanın yarattığı parçalanma ve farklılaşma yüzünden, kendimizi öteki uçlarda görmeye razı oluşumuz. Marjinal gruplara bölünmenin belli durumlarda faydasız olduğunu söyleyemeyiz elbette. Bunun bize sağlayacağı bütünleşme ve bir arada olma ruhuna sempatiyle yaklaşıyorsak eğer, bunu bizden kat be kat iyi başaran dini bütün insanlara da sempatiyle yaklaşmamız gerekiyor. Çünkü birliktelik ruhunu, ritüellerin gücünü, arzulanan tek bir ortak fikirde kanaate varabilme işini onlar bizden daha iyi yapıyorlar. Benim iddia ettiğim şey, aradaki bu rekabetin "0" toplamlı olduğudur. Ancak kendimizi daima "0" toplamlı durumlara hapsettiğimiz müddetçe, sıradan bir futbol maçındaki fanatik iki uçtan farkımız kalmayacak. Çünkü birinin kazanması, yalnızca diğerinin kaybetmesine bağlı. Ortada kazanılması gereken bir savaş yok. Bu gemide hep beraberiz; geminin batması demek, hepimizin ölmesi demek.

Şimdi, kendimize şu soruları sorabiliriz: "Kendimizi neden tanımlama ihtiyacı duymayalım?" ya da "Kendimize bir tanım yapmayacaksak eğer, kendimizi nereye koyacağız?" Bunları endişe etmemiz doğal, ancak farkına varmamız gereken şey, ateizmin bir felsefe olmadığıdır. Ateizm bir felsefe değildir, bir dünya görüşü bile değildir. Ateizm yalnızca gün gibi ortada olan gerçeklerin kabulüdür. Etrafta, nasıl ki suyun "H2O olduğunu düşünenler” ve suyun "H2O olduğunu düşünmeyenler” şeklinde belirli gruplara bölünmüş insanlar görmüyorsak, “ateist olan” ve "ateist olmayan” şeklindeki bir ayrımın da yalnızca bir dil oyunundan ibaret olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Peki, ya birisi çıkıp da suyun H2O olduğu bilgisinden şüphe duyduğunu söylerse? Ya da şöyle derse: "Kusura bakma, ama ben suyun H2O olduğunu düşünmüyorum; ben dindar bir kimyacıyım ve suyun içeriği, bu değil." Üstelik bu örnekte, kimya bilimine ait yüzlerce yıllık kanıtlardan bahsediyoruz. Bu kanıtları reddeden biri, suyun içeriğini düzenlemek için tanrının özel bir molekül yaratmasını bekleyecek. Sanırım tanrı böylesine ilahi zarafetten yoksun bir şey yapmayacaktır. Kısacası bunlar yalnızca bir aptalın ya da bir delinin sözleri olabilir. Peki, şimdi böylesine külliyen dar düşünceli biri ile ne yapabiliriz? Yapabileceğimiz tek şey, bilimsel değerlere başvurmaktır ve eğer karşımızdaki insan bu değerleri paylaşmıyorsa o konuşma bitmiştir. Dünyayı anlamanın değerine başvurmak zorundayız; kanıtların değerine, mantıksal tutarlığın değerine başvurmak zorundayız. Demek istediğim, dünyaya ilişkin inançlarımızın çoğu, suyun yapısıyla ilgili inançlarımızın geçerliliğine dayanır.

Kanıtlara değer vermeyen birine, vermesi gerektiğini ispatlayan nasıl bir kanıt sunabilirsiniz ki? Mantığa değer vermeyen birine, vermesi gerektiğini göstermek için hangi mantıklı argümanı sunabilirsiniz ki?” [1]

Evreni anlayışımız ve kavrayışımız konusunda birbirinden farklı ya da akıl dışı fikirlere sahibiz. Ortada kazanılması gereken bir savaş yok. Bundan da ziyade ahlakınızı rüzgârın içerisindeki görünmez bir güçten de almıyorsanız eğer, tanrının evrene herhangi bir müdahalesinin olduğuna ya da yaşamlarımızı gözetlediğine ve özellikle bizim çıplakken ne yaptığımızı merak eden hayali bir güce inanmamız için de ortada hiçbir iyi neden yok. Bunun için kendimize "ateist" dememize de ihtiyacımız yok; “bilimsel gerçekleri kabul eden” , “kanıtlara değer veren” kişiler olmaya ihtiyacımız var. 



Kendimizi tanımlamayla ilgili endişemi ifade eden iyi bir örnek bulunuyor. Dünyaca ünlü bir dizi olan South Park’ın "Go God Go” isimli bölümünde iki farklı ateist uygarlık, "Ateistler kendilerini nasıl adlandırmalı?" şeklindeki "Büyük Soru"ya dair yanıtları konusunda anlaşmazlığa düşerek, birbirlerine savaş ilan ediyorlardı: "Birleşmiş Ateistler İttifakı" mı yoksa "Birleşmiş Ateistler Birliği" mi daha doğru bir tanımlamaydı? İşte, kendimize bu gibi tanımlamalar yapmaya devam ettikçe, bu gibi problemlerle daima karşı karşıya kalacağız.

Diğer taraftan, elbette “özgür düşünen” (Freethinker) demek, “ateist” demekten daha iyidir. Ya da “seküler” demek, “ateist” demekten daha iyidir. Fakat buradaki derdimiz, kendimizi tanımlamak için daha iyi bir kelime bulma kaygısı değildir. Bizler yalnızca Dünya üzerinde yaşamlarını sürdürmekte olan bilinçli canlılarız. Bu, yeni bir bilgilendirme meselesi ya da daha fazlası değildir. Bu yalnızca tutumlarımızda bir değişikliği gerektirir. Dolayısıyla tanrıya inanmayan kişiler olarak bizler, böyle yanlış tanımlamaların önüne geçmek için çabalamalıyız. Kendimize "ateist" , "seküler" , "hümanist" , "aydın" , "laik" gibi tanımlamalar yaparak gerçekten bir tuzağa doğru çekildiğimizi ve dindarların saçma argümanlarıyla yok yere zaman kaybettiğimizi fark etmemizin zamanı geldi artık.

Ateist tanımlaması ile ilgili diğer bir problem, dindarlar tarafından "ateist"  kelimesinin bir tür "kara leke" olarak görülmesidir. Yıllarca süren çabalara rağmen ateizmin ne anlama geldiği konusu, hala adam akıllıca idrak edilememiş durumda. Daha da ilginci, bir takım yeni ateist akımlarının da doğmuş olmasıdır; Daniel Dennett, Sam Harris, Christopher Hitchens ve Richard Dawkins gibi sağ kanat "New Atheist" akımının öncüleri, artık bu tanımlamayla anılmaya çoktan başlandı bile. Daha kaç tane yeni tanımlamaya ihtiyacımız var, bunu gerçekten bilmiyorum. Nörobilimci, yazar ve ünlü ateist Sam Harris de bu tanımlamadan rahatsızlık duyduğunu daha önce dile getirmişti. Öyle ki, kendisi "The End Of Faith" (İnancın Sonu) isimli olağanüstü kitabında, dinlerle ilgili dile getirdiği tüm provokatif din eleştirilerine ve dinlere olan antipatisine rağmen; katıldığı canlı yayınlarda, kitabında "ateist" kelimesini bir kez bile kullanmadığını defalarca belirtmişti.

Kendimizi "ateistler" olarak tanımlamamızla ilgili bir başka problem ise, her dindar kişinin ateizme karşı “öldürücü darbe” argümanına sahip olmasıdır. Bu argümanları hepimiz duyduk ve kendimizi "ateist" olarak tanımlamaya devam ettikçe de duymaya devam edeceğiz. Örneğin: “Ateistler tanrının var olmadığını kanıtlayamaz.”, “Ateistler tanrının var olmadığını bildiğini iddia ediyor.” gibi argümanlar, tüm zamanların en küstah argümanları arasındadır. Kitaplarında ve çıktığı canlı yayınlarda İslam'ı kendi öznel fikirlerine göre reformize eden Caner Taslaman gibi demagogların "Ateistlerin imanı dindarlardan fazla.” [2] ya da işlerine geldiğinde öne sürdükleri “Ateistlerde tanrıya inanmak için yeterli iman yok.” türündeki çelişik önermelerini bir düşünün yalnızca. Bu önermelerin akıl dışı olduğunu fark edebilmek için bir din felsefecisi olmanıza gerek yok. Bunları, iyi bir ilkokul eğitimi almış küçük bir çocuk bile çürütebilir. Ama Taslaman'ın “Evren bir yaratıcı olmadan oluşamazdı.” şeklindeki fikri, onun gözünden, tüm zamanların en makul fikirlerinden biri olarak lanse ediliyor. Bu da, gerçeklikle ilgili beyanatlarımız konusunda ne kadar farklı fikirlere sahip olabildiğimizi gösteriyor.


Fikirlerin sonuçları vardır. İnancınızı sonuna kadar savunmanız durumunda cennete gidebileceğiniz, aksi takdirde sonsuz bir ateş pınarında ebediyen yanacağınız ve bunun olmaması için geriye tek bir olasılığınızın kaldığı fikrinin kötü sonuçları vardır. Bütün dinlerin ve özellikle İslam'ın ana doktrinleri hakkında dürüst olmalıyız. Dinlerle ilgili gerçekten büyük bir problemimiz var. Astrolojinin hiçbir zaman ortadan kalkmayacağı gibi dinlerin de kolayca ortadan kalkmasına imkân yok. Ancak bizlerin bu kötü fikirler karşısında kendimize bir etiket biçmesine de gerek yok. Bu kötü fikirlere meydan okuyabilmek için yapılması gereken şey; kanıta, akla ve entelektüel dürüstlüğe önem vermektir.

Kendimizi ateistler olarak çağırmak yerine, basitçe "akıl" , "kanıt" ve “sağduyu” gibi kelimeleri kullanmayı, yaygınlaştırmayı tercih edebiliriz. Akla karşı bir argüman var mı? Belki de dindar demagoglar tanrıya inanmak için akıllıca nedenleri olduğunu söyleyecek. Fakat hiç kimse kötü kanıtlara rağmen inanmayı istemez. Yalnızca psikolojik gereksinimlere yenik düşerek kanıtları, aklı ve sağduyuyu bir kenara atabilir. Ancak psikolojik ihtiyaçlar bir şeyi gerçek yapmaz. Bizler öncelikli olarak, dünyanın yaşının yalnızca 6 bin yıl olduğunu düşünen dinci demagoglardan endişe duymalıyız; ahlaki gerçekliğin ya da ahlaki tek kaynağın, yalnızca kutsal kitaplarda yer aldığını düşünmeleri konusunda endişe duymalıyız. Beyin ve davranış bilimleri sayesinde insan zihni ve beyni hakkında gün geçtikçe çok daha fazla bilgi sahibi oluyoruz. Böylece ahlaki değerleri belirleyebilmek adına bilimin her zamankinden daha fazla söz sahibi olabileceğini görüyoruz. Nüfusun yarısını sımsıkı kapalı kumaştan torbalar içerisinde gezdirmenin kötü bir fikir olduğunu artık bilimsel olarak ortaya koyabiliriz. Dolayısıyla, bilinç sahibi canlılar olarak, üzerine düşünmemiz gereken en önemli sorun "insan refahı" olmalı. Toplum refahını ve “herkes için olası en kötü ıstırap” ı [3] düşündüğümüzde, dinlerden bağımsız, bilimsel değerlere dayanan, daha yüksek değerlerde buluşabileceğimiz küresel bir medeniyet kurmak adına daha ihtiraslı olabiliriz. Ve böylece tüm bu süreçte de, kendimizi birtakım etiketlerle tanımlamak yerine, yalnızca “herkes için olası en kötü ıstırap”ı engellemeye çalışan ”bilinç sahibi canlılar" olarak düşüneceğiz.


Eminim ki, şu noktaya kadar birçoğunuz bu konuda çok fevri davrandığımı ya da çok önemli bazı noktaları gözden kaçırdığımı düşünüyor. Bu endişeleri anlayışla karşılıyorum. Tabi ki şimdiye değin süregelen tüm bir ateizm kültürü düşünüldüğünde, öne sürdüğüm iddialara bağlı olarak bulunduğum pozisyonun oldukça zorlu olduğunu görebiliyorum. Ben, sahip olduğumuz tüm bu ateizm kültürünü yok edelim ya da ateizme dair duyduğumuz tüm sempatiyi bir kenara bırakalım demiyorum. Ben, fikirlerin doğurduğu sonuçlardan bahsediyorum; kendimizi tanımlarken kullandığımız kelimelerin yarattığı kafa karışıklığından, zihnimizin bölük pörçüklüğünden bahsediyorum. Yapmaya çalıştığım şey, ateizm konusunda yeni bir döneme girmemiz gerektiğini göstermek ve bizim gibi "özgür düşünen" insanları bu konuda daha bilinçli olmaya davet etmek. Tabii ki dinleri eleştirmeye sonuna kadar sürdüreceğiz, elbette ki bilimsel düşünceyi ve seküler değerleri yaymak adına konferanslar, sempozyumlar ve diğer etkinliklerimizi gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Fakat tüm bunları yaparken daha sağduyuya dayalı, olgun ve vizyoner bir yöntemi benimseyeceğiz.


Son olarak, dinlere karşı olan tüm bu fikirler savaşında, ateizmi daha zekice bir konsepte oturtmayı öğrendiğimizde, bizler zaten bu savaşı kazanmış olacağız. Böylece kendimizi yalnızca bu dünya üzerinde yaşayan bilinç sahibi, gelişmiş türler olarak göreceğiz. Bu, kesinlikle gelecek uğruna savaşmaya değerdir. “Entelektüel dürüstlük, şimdi ve her zaman olacağı gibi; ateizmden daha derin, sağlam ve daha kolay yayılacak.“ [4]

Alıntılar:

1.       Sam Harris’in "Is the Foundation of Morality Natural or Supernatural?” (Ahlakın Temeli Doğaya mı Doğaüstüne mi Dayanır?) isimli konuşması – William Lane Craig vs. Sam Harris, Notre Dame Üniversitesi, Notre Dame, Indiana, A.B.D. – Nisan 2011 (https://www.youtube.com/watch?v=pk7jHJRSzhM&t=1m10s)
2.      Caner Taslaman’ın Sıradışı Programı’nda Din-Bilim İlişkisi isimli konuşmasından:  https://www.youtube.com/watch?v=O4ipxntngLM
3.      Harris, S. (2011). The moral landscape: How science can determine human values. Simon and Schuster. (Bu kavram Sam Harris’in “Ahlaki Peyzaj” isimli bu kitabında geçmektedir ve bu kitap şu anda Türkçe’ye çevrilme aşamasındadır.)
4.      Sam Harris’in “The Problem with Atheism” (Ateizm ile İlgili Problem) isimli konferans konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=ODz7kRS2XPs

Kaynaklar ve İleri Okuma:

1.      Harris, S. (2011). The moral landscape: How science can determine human values. Simon and Schuster.
3.      “İnancın Sonu - İnanç ve mantığın kafa kafaya çarpışması”, Sam Harris, Kuzey Yayınları (2014)

4.
https://ethikapolitika.org/2015/09/16/you-keep-on-using-that-word-i-do-not-think-it-means-what-you-think-it-means/

Yazan: İlker Çağatay Aşık (Eskişehir Anadolu Üniversitesi Felsefe bölümü mezunu, Hacettepe FBiyoloji Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi, Evrim Ağacı yazarı,Müzisyen.)


İletişim: ilkercagatayasik@hotmail.com

Bu yazı, "Ateist Dergi" için kaleme alınmıştır.

Not: Yazının tüm hakları yazara aittir. İzin alınmadan kullanılamaz.

16 Ocak 2016 Cumartesi

Daniel Dennett Bilinci ve Özgür İrade'yi Açıklıyor

Özgür İrade(Free Will) konusu yüzyıllardır felsefecileri ve felsefe tarihini meşgul eden ve şimdi de bilim dünyasını ilgilendiren çok önemli bir fenomen. Daniel Dennett kabul edilenin aksine Özgür İrade kavramını yeniden sorguluyor ve birçok nörobilimcinin vardığı sonuç olan "Özgür İrade kesin bir yanılsamadır." sonucunu saçma buluyor. Dolayısıyla Özgür İrade'yi herhangi bir fizik yasaları bağlamında kabul edebileceğimizi söylüyor. Görelim bakalım irade nasıl çalışıyormuş!
______________________________________

Altyazı çeviri
ve senkronlama: İlker Çağatay AŞIK
Düzeltmeler : Bahar Kılıç(felis agnosticus)